Emperyalizmin mızrak ucu

Bugün Anahaber bültenlerinde, dizilerde, dergilerde ve gazetelerde gördüğümüz İslam ve Müslüman imajı asla Oryantalizm’den bağımsız olarak düşünülemez. Müslümanları terörist, görgüsüz, kirli, şehvet düşkünü ve şiddet yanlısı kalabalıklar olarak sunan her türlü bakış açısı Oryantalizm adı verilen Batı ürünü çalışmalar sonucu belleklerimize yerleştirilmiştir.

GÖRMEK İSTEDİKLERİ DOĞU’YU ÇİZDİLER

Milletlerarası İslam Gençlik Konseyi’nin yayınladığı Günümüz Din ve Fikir Hareketleri Ansiklopedisi’nde Oryantalizm şöyle tarif edilir; “Müslüman Doğu medeniyetinin bütün unsurlarını inceleyerek İslam dünyası hakkında batılıların sistematik bir bilgiye sahip olmalarını sağlayan, İslam ve Batı medeniyeti arasındaki mücadelede Batı uygarlığı lehine veriler elde etmeye çalışan bir akımdır. Oryantalizmin Arapça karşılığı “İstişrak”tır. İstişrak ile ilgilenen kişilere de müsteşrik denilir.”

Oldukça eski bir maziye sahip olan oryantalizm kavramını bir bütünlük içinde dünya kamuoyuna sunan Edward Said bu sistematiği tek bir cümle ile özetler; “Oryantalizm gerçek Doğuyu değil Şarkiyatçıların görmek istedikleri bir “Şark”ı aksettirir.” Said, ‘Oryantalizm’ adlı kitabında; “Doğu’ya hâkim olmak, onu yeniden kurmak ve onun amiri olmak için’ Batı’nın bulduğu bir yol” olarak görür Oryantalizm’i. Yani oryantalizm bir sömürge doktrinidir.

Oryantalizm’e göre, Batı, Doğu’dan güçlüdür.  Batı güçlüdür ve Doğu’ya hükmetmek zorundadır. Yani Oryantalizm, Batı’nın Doğu üzerinde tahakküm kurmak, kendi çıkarlarına göre yeniden yapılandırmak amacıyla geliştirdiği bir yoldur.

ŞÜPHE TOHUMLARI SAÇTILAR

Orta Çağ İspanyası’nda Arapça araştırmaları, misyonerlik faaliyetinin ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla başlamıştı. İlk Arapça kürsüsü ise 1539’da, Guillaume Postel adına yeni tesis edilen College de France’da kuruldu. Diğer taraftan 1680’de Franz Meninski, muazzam Türkçe sözlüğünü neşretti. Oryantalizm çalışmaları kürsüleri oldukça çoğaldı. Papa VIII. Urban 1627’de Roma’da, aktif bir araştırma merkezi olan Propaganda Koleji’ni kurdu. Bu dönemlerde, Belçikalı, Hollandalı, İspanyalı, Fransız, İngiliz ve Amerikalı misyonerlerin hepsi çalışmalar yaptı. İslam konusundaki şüpheler ortaya atıp, onu ikincil bir konuma düşürmeye çalıştılar. Oryantalistlerin milletlerarası ilk konferansı 1873 yılında Paris’te yapıldı.

Oryantalistler İslam Coğrafyalarının sömürülmesi için ellerinden geleni yaptılar.  İslamiyat sahasında Hollandalı meşhur Snouck Hurgronje sömürgecilik hizmetinde çalışmak için 1885 yılında Mekke’ye bir Müslüman ismi olan Abdulgaffar adını takınarak gitmiş ve burada bir buçuk sene kalmıştı. Arapça’yı bir Arap gibi konuşabilmesi de bu faaliyetlerinde kendisine yardımcı olmuştu. Bu adam, Doğu Hindistan’ın Hollanda hâkimiyetinde bulunan bölgelerinde kültürel ve sömürgeci siyasetlerin oluşmasında mühim roller oynadı. Fransa’da Kuzey Afrika işlerinden sorumlu Sömürgeler Bakanlığı’na bağlı müsteşar olarak çalışan birçok müsteşrik vardı. Meşhur Oryantalistlerden Sacy, Fransızlar Cezayir’i işgal edince Cezayirlilere hitaben yayınlanan bildirileri tercüme etmişti. Şark ile ilgili meselelerde, dışişleri bakanlığı tarafından düzenli olarak savunma bakanlığı tarafından da özel durumlarda kendisine danışılıyordu.

Yine meşhur Oryantalistlerden Massignon, Fransız Sömürgeler Dairesi’nde İslamî konular müsteşarı olarak bulunuyordu. Fransız müsteşrik Hanotaux da, “Şüphesiz bugün İslam ve Müslümanlık problemi ile karşı karşıya kaldık” isimli makalesinde Müslüman Afrika sömürgelerindeki Fransız siyasetini yönlendirmeye dair tekliflerini ve kolay idare edilmeleri için Müslümanların inançlarını zayıflatma konusunda bu teklifleri güttüğü hedefleri açıklıyor.

EMPERYALİZM ORYANTALİZM’E MUHTAÇTIR

Oryantalizm, emperyalizmin ihtiyacı olan bilgi desteğini sağlamıştır. Napolyon, Mısır’ı işgali sırasında pek çok bilim adamını da yanında götürüp, Mısır hakkında 23 ciltlik kitap yazdırmıştı. Oryantalistler, Müslüman halkları Batı uygarlığının çıkarlarına göre yeniden yapılandırmayı amaçlıyordu. Oryantalizm, misyonerlere de malzeme hazırlamış ve onların İslam ülkelerinde girişecekleri faaliyetlerde yardımcı olmuştur.

SÜNNET’E SAVAŞ AÇTILAR

Sömürgeciler, Hazreti Peygamber’in sünnetine savaş açma zarureti hissetmişlerdi. Çünkü Sünnet’i devreden çıkartırlarsa Kur’an’a müdahalede bulunmak çok daha kolay hale gelecektir. Aziz Ahmed, ‘Hindistan ve Pakistan’da Modernizm ve İslam’ adlı eserinde sömürgecilerin özellikle Hind yarımadasında, cihadla ilgili hadisleri ve bazı sünnetleri inkara yeltenen Ehl-i Kur’an adlı bir grup oluşturduklarını yazar. Müsteşrikler, sünnet ve hadis üzerindeki çalışmalarını raviler üzerinde yoğunlaştırmış, sahabeye varıncaya kadar dil uzatarak bir kısım ravilerin rivayet ettikleri hadislerin güvenilir olmadıklarını iddia etmişlerdir. Bir hadis yok etmek için yıllarını harcayanlar işin kolayını bulmuşlar, bir Ebu Hureyreyi yok etmek suretiyle binlerce hadisi yok etmek istemişlerdir. Nitekim Hadis üzerine yaptığı çalışmalarla öne çıkan Şarkiyatçı Sprenger Allah Rasülünü anlattığı eserinde, Ebu Hureyre’den aşırı dindarlığı sebebiyle hadis uydurmaktan çekinmeyen bir yalancı olarak bahseder. Bir İslam düşmanı olan Ignaz Goldziher ise, Ebu Hureyre’nin Emeviler’in çıkarları doğrultusunda hadis uydurduğunu iddia eder. Yine İtalyan müsteşrik Caetani, Ebu Hureyre’nin “kelimenin tam anlamıyla” yalancı olduğunu, rivayetlerine tabiatüstü unsurlar ve hayali şeyler karıştırdığını, Tevrat ve İncil’den cümleler alarak bunları Hz. Muhammed’e mal ettiğini, kendisine nisbet edilen hadisleri ya kendisinin veya kendisinden sonra gelen talebelerinin uydurduğunu iddia etmiştir.

AMAÇLARI NEYDİ?

Batılıları Oryantalizm’e teşvik eden bazı önemli faktörler vardır. Müslümanların yaşadıkları ülkeleri sömürge haline getirebilmek, müslümanlara Batının üstünlüğünü kabul ettirmek, Hazreti Muhammed’in peygamberliği hakkında şüphe uyandırmak, hadislerin uydurulan sözler olduğunu iddia etmek, Kur’an’ın Allah kelamı olduğu hakkında şüphe uyandırmak, Kur’an’ı kötülemek, İslam fıkhının değerini küçük göstermek, Arapça’nın anlaşılmaz olduğunu iddia etmek, İslam’ın, Yahudi ve Hristiyan kaynaklarına dayandıklarını ileri sürmek, Misyonerlikle Müslümanları, Hıristiyanlaştırmak ve sanayi devrimi sonrasında ürünlerini pazarlamak, pazarları öğrenmektir.

 

Mustafa Uzun

Araştırmacı-Yazar

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir